25 Eylül 2016 Pazar

Bulge Muharebesi’nde Çarpışmış Bir Waffen-SS Gazisinden Steven Spielberg’e “Er Ryan’ı Kurtarmak” Filmi Hakkında Bir Mektup

Hans Schmidt, 24 Nisan 1927′de, o vakit Versay Anlaşması gereği Fransa ve Almanya arasındaki BM yönetiminde bulunan ve daha sonra referandumla 1935 yılında Almanya’ya katılacak olan Saar bölgesinde doğdu. Çocukluğu esnasında Hitler Jugend’e üye olan Schmidt, II. Dünya Savaşı’nın Almanya için kötü gitmeye başlamasından dolayı askere alım (conscript-Wehrmacht) ve gönüllülük/freiwilligen (Waffen-SS) yaşlarının düşmesinden yararlanarak 1943 yılında 16 yaşındayken Waffen-SS’e katıldı. Adolf Hitler’in şahsi muhafızlarından oluşan seçkin SS. Leibstandarte Adolf Hitler Tümeni’nde onbaşılık yapan Schmidt, Bulge Muharebesi ile Macaristan ve Avusturya cephelerinde görev yaparak iki kez yaralandı. 1947 yılında Almanya’yı terk ederek Amerika’ya yerleşen Waffen-SS gazisi 1955 yılında ABD vatandaşı oldu. 1983 yılında 52 milyon Alman asıllı Amerikalıyı temsil etme iddiasıyla German-American National Political Action Committee (GANPAC)’ı kuran Schmidt, daha sonra uzun yıllar kurumun dergisi olan GANPAC Brief’ı yayınladı. Anti-semitist olarak sıfatlandırılan ve çalıştığı kurumlar pek çok kez saldırıya uğrayan Scmidt, 16 yaşında katıldığı II. Dünya Savaşı’nı kendi gözlerinden anlattığı SS Panzergrenadier: A true story of World War II (2002) isimli otobiyografik eserini yazmasının ardından 30 Mayıs 2010′da hayatını kaybetti.

Hans Schmidt 1943 yılında, 16 yaşındayken.
***
Mr. Steven Spielberg
Dreamworks Productions
10 Universal City Plaza
N. Hollywood, Calif. 91609
Sayın Bay Spielberg,
Waffen SS’in iki kez yaralanmış ve Bulge Muharebesi’ne katılmış, Macaristan ve Avusturya’da çarpışmış bir gazisi olarak, filminiz “Er Ryan’ı Kurtarmak” hakkında eleştiri yapmama müsaade ediniz.
Bu başarılı ve etkleyici diyebileceğimiz filminiz hakkında birçok yorum okudum. Umarım filminizi bir Alman ve Alman-Amerikan bakış açısından eleştirmemde sakınca yoktur.
İlk olarak, filmin başındaki Omaha Plajı’nın istilasıyla ilgili sahneler hakkında yorum yapamayacağım çünkü orada değildim. Ancak söylemeliyim ki muharebe sahneleri gerçekçi değildi.
Filminizde orijinal Alman ekipmanlarının benzerlerini kullanmak için çaba sarf etmişsiniz. Bu ekipmanlar arasında SPW (Schützenpanzerwagen), MG-42 ve Kettenkrad’da vardı.
Normandiya’daki bunkerler içerisindeki Wehrmacht askerleri iyi resmedilmemişti. Ayrıca filmin sonundaki sokak çatışmasındaki Waffen-SS askerleri gerçek dışı bir görünüme sahiptiler.
Muharebe sahnelerindeki yapmacıklık hakkında söylemek istediğim şey şu; Waffen SS askerleri sizin onları “Er Ryan”da resmettiğiniz gibi değillerdi.
Savaş esnasında Amerikan ve Rus piyadelerinin tanklarına yapışmış vaziyette hatlarımıza hücum ettiklerine şahit oldum ancak Waffen SS bunu yapmazdı.(Bulge Muharebesi’nde gördüğüm ilk Amerikalılar patlamış bir zırhlı aracın etrafındaki bir düzine ölü askerdi.)
Ayrıca filmdeki Alman askerleri ya dazlaktı ya da saçları çok kısa kesilmişti ki bu gerçekle tamamen zıt bir görüntü. Galiba Waffen SS ‘i Rus ordusuyla karıştırdınız. Belki de Yahudilik damarınız tuttu ve günümüzün ırkçı dazlaklarıyla Waffen SS ve III. Reich’in diğer askerleri arasında bir bağ kurmaya çalıştınız.
Ayrıca, benim birliğimi gösterdiğiniz bölümde askerlerin yaşlı adamlar yerine 18–19 yaşlarında çocuklar olması gerekiyordu. Caen bölgesinde savaşan kahraman Hitlerjugend Tümeni’nin subayları ile birlikte yaş ortalaması sadece 19’du!
Ayrıca, Amerikalı askerin Alman esirlere Davut yıldızlı Yahudi kolyesini gösterip “Ich jude! Ich jude! (Ben Yahudiyim!)” dediği sahne komik olamayacak kadar abartılıydı.
Böyle bir olay gerçekten olsaydı Alman askerlerinin birbirlerine ne söyleyebileceklerini size söyleyeyim: “Bu herif kafayı yemiş (That guy is nuts).”

Schmidt’in 2002 yılında kaleme aldığı otobiyografik eseri.
Gördüğüm kadarıyla II. Dünya Savaşı’ndaki ortalama bir Alman askeri için karşısındaki düşmanın ırkı, dili, rengi veya dininin önemli olmadığını bilmiyorsunuz. Alman askeri bunu ne bilirdi ne de önemserdi.
Ayrıca filmin açılış sahnesinde, mezarlıkta bir sürü Hristiyan haçının ortasındaki tek başına duran Yahudi yıldızını göstererek büyük bir karar hatası yapmışsınız.
Sizin burda vermek istediğiniz mesajı anladım ancak filmi izleyen herkes Davut yıldızını gördükten sonra yüzlerce haç arasında “Bir Davut yıldızı daha var mı?” diye sorup mezarlığı taramaya başlıyor.
Aslında siz bu sorunun cevabı biliyorsunuz. Bu sahnede vermeye çalıştığınız mesajın etkisi maalesef ters tepti. Bu sahne, II. Dünya Savaşı’nda Yahudilerin nüfuslarına oranla büyük katılımda bulunup gönüllü oldukları ve canlarını verdikleri iddiasını çürütüyor.
General Patton’un gömüldüğü Lüxemburg mezarlığına gittim ve kaç Yahudi yıldızı var diye saydım. Bir tane bile Yahudi yıldızı olmaması beni şok etti.
Aynı şey I. Dünya Savaşı’ndaki Alman ordusu için de geçerli. Her zaman, “12.000 Yahudi Almanya için kendini feda etti,” denir. Böylece aslında yüksek olmayan genel Yahudi katılımı yüksek gösterilmeye çalışılır. Belki de bu “12.000 lafı”nın manası şudur: “Biz üzerimize düşeni yaptık.”
II. Dünya Savaşı sırasında Amerikan halkının %25’i kendini Alman-Amerikan olarak tanımlıyordu. Savaş sırasında bu vatansever Alman-Amerikalılar orduya katıldılar. Ordunun genel mevcudundaki oranları, nüfusun geneline kıyasla ya eşitti ya da daha fazlaydı.
Ama filmde Amerikan askerleri arasında bir tane bile Alman ismi duymadık. Nimitz, Arnold, Spaatz ve hatta Eisenhower isimlerini unuttunuz mu yoksa? Belki filmdeki Pennsylvanialı Yüzbaşı Miller’in ismi sonradan İngilizleşmiş bir Alman ismidir. Gördüğüm kadarıyla Alman ismilerinin eksikliğinin sebebi günümüzde Beyaz Saray’daki katıldığınız devlet yemeklerinde çok az Alman isimli şahıs olmasından kaynaklanıyor.
Belki de bazı insanlar “Goldberg, Silverstein, Rosenthal ve Spielberg” gibi Almanca isimlere benzeyen isimlerin Alman-Amerikanları temsil etmek için yeterli olduğunu düşünüyordur.
Son eleştirim ise filmde çatışma ardından yakalanan Almanların hemen infaz edilmeleriydi. Amerikan II. Dünya Savaşı literatüründe bu tip olayların anlatıldığından daha çok yaşandığı belirtiliyor. Uluslararası yasalara aykırı olan bu tip davranışların genelde tek özrü “az önce çok sevdiği bir arkadaşının Almanlar tarafından öldürülmesi”ydi. Bu tip bir olayın ardından işlenen savaş suçları anlaşılabilir ve affedilebilir şeylerdi. Filminizde bu şekilde davranmayan ve silahını bırakan askerleri vurmayan bir asker (Onbaşı Upham) korkak olarak lanse ediliyor ve öyle gösteriliyor.
Eski bir Alman askeri olarak söylemeliyim ki bizim aramızda böyle alışkanlıklar yoktu, nasıl diyelim, bunlar Aryan olmayan davranışlar. Ocak 1945’de sert bir çarpışmanın ardından 10 Amerikan askeriyle beraber oturduğumuzu hatırlarım. Amerikalılar kendilerine yaptığımız muamele karşısında çok şaşırmışlardı.
Sebebini merak ediyorsanız söyleyeyim. Bizim ülkemizde düşman karşıtı nefret propagandası yapılmıyordu. Ama Amerikalı ve İngiliz askerlerin çoğunun savaşma istekleri sizin gibi yönetmenler tarafından çekilen Alman karşıtı savaş filmlerinden kaynaklanıyordu.
(Bu arada hatırlatırım. O dönemlerde UFA stüdyolarında tek bir Yahudi yönetmen olmamasına rağmen tek bir Amerikan karşıtı film izlemedim.)
Saygılarımla,
Hans Schmidt
P.O. Box 11124
Pensacola, Florida 32524–1124
***
Çeviri: Selçuk Uygur
-
Not: Şahsımın konu hakkındaki görüşlerini yansıtmayan ve şimdiki versiyonunda bir takım düzeltme ve iyileştirmeler yaptığım söz konusu mektubun çevirisini 2000′li yılların başında “axisturkey.com” isimli II. Dünya Savaşı forumlarındaki bir arkadaşla birlikte yapmıştık. Aradan 10 yılı aşkın süre geçmiş olduğundan ötürü rumuzunu hatırlayamadığımdan maalesef çeviriye adını ekleyemedim. Ancak hoş bir tesadüf sonucu buraya denk gelirse, hakkını teslim edebilmek adına benimle iletişime geçmesini isterim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder